Yazı: Tuba Ulaştıran
Fotoğraflar: Dior, Anna Sui, Getty Images, Launchmetrics Spotlight
Eşarplar başta, gözlükler büyük, ayakkabıların burunları kütleşiyor, etek uzunlukları kısalıyor. Moda bir sefer daha geçmişe dönüyor ancak bu bir nostalji değil, açık bir meydan okuma. Podyumda, sokakta, toplumsal medyada ve vitrinlerde birebir anda karşımıza çıkan bu dönüş özgürlüğü, bireyselliği ve kuralsız şıklığı tekrar gündeme taşıyor. Çünkü 1960’lar, bugünün suratına şaşırtıcı derecede güzel uyuyor.

ANNA SUI
Büyük güneş gözlükleri, başa bağlanan eşarplar ve net siluetler… 60’ların sofistike tutumu yine sahnede.
KURALLARIN ÇÖKTÜĞÜ 10 YIL
50’lerde Dior’un New Look’u, savaş sonrası dünyaya yapı, düzen ve feminen bir denetim hissi sunmuştu. Kum saati siluetler, dar korsajlar ve net tanımlar hakimdi. 60’lar ise bu düzeni bilinçli olarak parçaladı. Etek uzunlukları kısaldı, siluetler gevşedi, vücut özgürleşti. Gençlik hareketleri ve pop kültür patlaması modayı kökünden değiştirdi.
Bu kırılmanın en net sembollerinden biri Mary Quant’tı. Yaratıcı, vizyoner ve ticari zekasıyla küçük eteği sadece bir parça değil, bir hal haline getirdi. “Swinging Sixties”in aşırı kısa etek uzunlukları, bayanların vücutları ve tarzları üzerinde söz sahibi olduğu yeni bir dönemi temsil ediyordu.

CELINE, CAROLINA HERRERA
Bold floral’ler, grafik desenler ve psikedelik dokunuşlar: 60’ların kuralsız estetiği bu dönem bilinçli bir kaosa dönüşüyor.
Bugün bu miras yine sahnede. Jonathan Anderson imzalı SS26 Dior defilesinde etek uzunlukları uzun süredir görülmediği kadar kısaydı. Rahat jean küçük eteklerden yapılandırılmış pileli modellere uzanan siluetler, Y2K estetiğiyle 60’ların özgürlük fikrini tıpkı potada eritiyordu. Bildiri netti: Küçük etek geri döndü ve hâlâ güçlü.

Erika Toda’nın 60’lar yorumu
HEM PRATİK HEM DE STİL SAHİBİ BİR ÇÖZÜM: 60’LARDA EŞARP
Saçı saran ipek eşarp, 60’larda hem pratik hem de tarz sahibi bir çözümdü. SS26’da bu aksesuar tekrar başrolde. Anna Sui, podyumu adeta renkli bir eşarp partisine çevirdi: narin çiçek desenleri, suluboya tesirli baskılar ve oyunbaz renkler.
Son birkaç dönemdir eşarplara kalın saç bantları da eşlik ediyor. 60’ların gençlik kültüründen ilham alan bu aksesuarlar, A-kesim elbiseler ve küçük siluetlerle birlikte çağdaş ancak nostaljik tesir yaratıyor.

Devon Windsor, Tina Leung
Büyük güneş gözlükleriyle birlikte kullanıldığında, bu görünüm zahmetsiz bir sofistikasyon yaratıyor. Saçın kusursuz olması gerekmiyor, hatta hafif dağınık olması daha da âlâ. Çünkü 60’ların şıklığı, kontrollü kusursuzluk değil, doğal karizma demekti.
Mini etek geri döndü ve hâlâ güçlü. Mary Quant’ın özgürlük manifestosu, SS26 podyumlarında tekrar yazılıyor.

60’lar deyince, Mary Quant
XXL GÖZLÜKLER & KÜT BURUNLAR: DRAMANIN YENİ TANIMI
60’lar aksesuar konusunda asla mütevazı olmadı. Büyük, yuvarlak ve oversized güneş gözlükleri Gucci ve Fendi podyumlarında gördüğümüz üzere yine güç simgesi. Yüzü neredeyse büsbütün kaplayan bu modeller, gizemli ve aralı bir hal yaratıyor.
Ayakkabılarda ise küt burunlar öne çıkıyor. Kare formlu, mimari topuklar Stella McCartney podyumlarından sokak modasına taşınıyor. Bu dönemin dikkat çeken ayrıntılarından biri de “heeled thong sandals”: ince parmak ortası bantlar, alçak ya da orta topuklarla birleşerek sade fakat argümanlı tesir yaratıyor. Minimal fakat son derece tutumlu.

“Pill box” şapkasıyla Jackie O.
60’lardan ilham almaya devam eden marka ve dizayncılar, o döneme damgasını vuran pek çok ayrıntısı döneme taşıdı, podyumlar bunu doğruladı.
“PILL BOX” ŞAPKALAR VE ÇANTALAR İLE JACKIE O. ETKİSİ
Jackie Kennedy’nin ikonik pill box şapkası, 60’ların “sessiz gücünü” temsil ederdi. Abartısız lakin net. Bugün bu form hem şapkalarda hem de çantalarda tekrar karşımıza çıkıyor. Chloé, Alaïa, Celine ve Altuzarra’nın defileleriyle geri dönen bu estetik, SS26’da eğlenceli renkler ve yeni dokularla güncelleniyor.

ANNA SUI, LOEWE
“Pill box” çantalar, küçük ancak yapılı formlarıyla minimal görünümlerin en güçlü tamamlayıcısı. Elde taşınan, omuz askısından arındırılmış bu modeller silueti bozmak yerine netleştiriyor. Bir A-kesim elbise ya da düz bir ekip, bu çantalarla anında daha editoryal bir hal alıyor.
FLORAL’DEN PSİKEDELİĞE DESENLER SAHNEDE
60’lar desenlerin geri planda kalmayı reddettiği bir dönemdi. SS26 podyumları da bu yüreği tekrar hatırlatıyor. Bold floral print’ler, romantik olmaktan çıkıp daha grafik, tezli bir hal alıyor. Loewe ve Valentino’da çiçekler narin değil güçlü, neredeyse mimari bir tesir yaratıyor. Carolina Herrera’da ise floral desenler, klasik zarafeti çağdaş bir güçle buluşturuyor.
Grafik desenler cephesinde sarı ve turuncu tonları öne çıkıyor. Miu Miu’da bu canlı renkler sportif formlarla birleşerek enerjik bir kontrast yaratırken, Ottolinger’da yoğun turuncu, psikedelik paisley desenleri ve akıcı, asimetrik siluetlerle buluşuyor. 60’ların deneysel ruhu, bu dönem net şekilde geri dönmüş durumda.

CHRISTIAN DIOR, ALAÏA
60’LAR YENİDEN TANIMLANIYOR
60’ların estetiği sadece podyumda değil, pop kültürde de güçlü bir geri dönüş yaşıyor. Yerli Amerikan pop yıldızlarından K-pop kız kümelerine kadar pek çok isim, klasik A-kesim elbiseler, kalın saç bantları ve retro siluetlerle sahnede. 60’ların ihtişamı, yeni kuşak ikonlar üzerinden tekrar okunuyor.
Peki 60’lar neden tam şimdi geri döndü? Çünkü moda yeni kimlik arıyor. Y2K’nin aşırı parlaklığı ve ironisi yoruldu. Minimalizm tek başına kâfi gelmiyor. 60’lar ise bu ikisinin ortasında duruyor: Sade fakat yavuz, estetik lakin politik.
O dönem bayanlar yalnızca ne giydiklerini değil, kim olduklarını deklare ediyordu. Bugün de misal bir ihtiyaç var. Moda tekrar bir söz aracı.
60’lar bu dönem bir trend değil bir duruş. Küçük etekler, psikedelik desenler, eşarplar ve büyük gözlüklerle gelen bu dönüş tek bir şeyi söylüyor: Kurallar esnemek için vardır. Ve tahminen de bu yüzden, 60’lar hiçbir vakit gerçekten gitmedi. Yalnızca doğru vakti bekledi!
Bu yazı ELLE Türkiye Mart sayısından alınmıştır.

